← News arşivi

Tasarım Gündemi / 18.09.2026

Bugün İç Mekanda 5 Sinyal

Işık, katmanlı retail, tarihsel obje, duyusal hospitality ve akustik bugün iç mekân gündemini kuruyor.

KonutRetailObjeHospitality

18 Eylül seçkisi, iç mekânı görünen yüzeylerin ötesinde; ritüel, ses, tarih ve ışıkla birlikte okuyor.

yukselmurat.com ana sayfasına dön
01

Konut / Malzeme

Işık, evin ana malzemesine dönüşüyor

Ryan Leidner imzalı Precita House; Douglas fir, Venedik sıvası, derin yeşil mermer ve kontrollü gün ışığıyla San Francisco içinde sakin, çöl duyarlılığı taşıyan bir aile evi kuruyor.

Precita House iç mekânında ahşap yüzeyler ve doğal ışık
Fotoğraf: Joe Fletcher / Wallpaper*

Ryan Leidner’ın San Francisco’daki Precita House projesi, yoğun şehir dokusu içinde içe dönük ama karanlık olmayan bir aile evi öneriyor. Sokak cephesindeki mahremiyet, arka bahçeye yaklaştıkça yerini daha açık ve geçirgen ortak yaşam alanlarına bırakıyor; ev gün boyunca değişen ışığı izleyen kademeli bir rota gibi çalışıyor.

Douglas fir kaplama zemin, tavan, dolap ve merdivenlerde devam ederek mekânsal bütünlük kuruyor. Venedik sıvasının mat yüzeyi ışığı yumuşatırken derin yeşil mermer mutfak adası güçlü bir odak yaratıyor. Dikey çıtalı tavan ve üst ışıklıklar, güneşin hareketini çizgisel gölgelerle içeri taşıyor.

Projenin güncel karşılığı malzeme sayısını artırmadan atmosferi zenginleştirmesi. Ahşap, sıva, mermer ve peyzaj arasındaki kontrollü ilişki; sakinliğin boşluk değil, geçişlerin, dokunun ve gün ışığının hassas ayarıyla üretildiğini gösteriyor.

Lüks hissi burada fazla dekorla değil; eşikler, gölge, doğal yüzeyler ve bahçeye doğru açılan planla oluşuyor.

Kaynak: Wallpaper*
02

Retail / Lüks

Showroom, mücevher kutusu gibi açılıyor

Valerie Name Bolaño, Glenn Spiro’nun Mayfair showroom’unu krem tonlar, ağır dokumalar, döküm cam, eskitilmiş metal, taş ve ahşapla katmanlı bir konut salonu gibi tasarladı.

Glenn Spiro Londra showroom iç mekânı
Fotoğraf: Glenn Spiro / Wallpaper*

Glenn ve Joe Spiro’nun Mayfair’deki yeni showroom’u, Valerie Name Bolaño ile birlikte klasik mücevher mağazası tipolojisinden uzaklaştırıldı. Yapının Norman Hartnell’in eski atölyesi olarak taşıdığı moda mirası korunurken mekân, ürün vitrini yerine çay içilen ve uzun sohbetlerin yapıldığı özel bir salon gibi ele alındı.

Krem ağırlıklı palet; ağır dokumalar, döküm cam, eskitilmiş metaller, taş, ahşap ve yıllar içinde toplanmış hissi veren antikalarla derinleşiyor. “Green Room” ise markanın mücevher kutusunu oda ölçeğine büyütüyor: koyu, kuşatıcı hacimde yalnız seçili parçaları aydınlatan spotlar kullanılıyor.

Retail tasarımı açısından güçlü fikir, pahalı ürünü daha fazla parıltıyla çevrelemek yerine mekânın gerektiğinde geri çekilmesi. Yavaş keşif, dokunsal yüzeyler ve özel görüşme alanları ürünün değerini gösterişli dekor yerine deneyimin ritmiyle kuruyor.

Ürünü bağırarak sergilemek yerine yavaş keşif, mahremiyet ve malzeme derinliği üzerinden değer hissi kuruluyor.

Kaynak: Wallpaper*
03

Obje / Seramik

Antik Yunan formu gündelik objeye dönüyor

JW Anderson ve Wedgwood’un ikinci iş birliği, 5. yüzyıl Yunan seramiklerindeki figür ve form dilini çağdaş kupa setlerine taşıyor.

JW Anderson x Wedgwood Yunan esintili seramik kupa seti
Fotoğraf: Courtesy of Wedgwood / Wallpaper*

JW Anderson ve Wedgwood, Lucie Rie arşivinden doğan ilk ortaklığın ardından Volume II ile yeniden bir araya geliyor. Yeni seri, 5. yüzyıl Yunan seramiklerinin siyah-kırmızı figür geleneğini gündelik kupa formuna uyarlayarak antik referansı koleksiyonluk ama kullanılabilir bir objeye dönüştürüyor.

Klasik kap formu, anlatısal figürler ve Wedgwood’un üretim bilgisi; moda, seramik ve sofra kültürü arasında küçük ölçekli bir köprü kuruyor. Böylece kupa yalnız servis parçası değil, rafta ve masada grafik bir odak olarak çalışan iç mekân aksesuarına dönüşüyor.

Bu yaklaşım, tarihsel referansın doğrudan kopya olmadan yeniden kullanılabileceğini gösteriyor. Motifin bağlamı korunurken ölçek ve kullanım biçimi değişiyor; geçmiş, gündelik ritüelin içinde yaşayan çağdaş bir tasarım katmanına dönüşüyor.

Sofra objesi işlevin ötesine geçerek tarih, desen ve koleksiyon hissini iç mekânın küçük ölçeğine getiriyor.

Kaynak: Wallpaper*
04

Hospitality / Deneyim

Kahve ritüeli mekânın planını kuruyor

Snøhetta’nın Oslo’daki élan coffee barı; dairesel meşe servis adası, ısıl işlem görmüş mantar, koyu ahşap ve tavandaki heykelsi ses sistemiyle kahve hazırlama eylemini mekânın merkezine alıyor.

Snøhetta tasarımı élan coffee barın meşe ve mantar iç mekânı
Fotoğraf: Pernille Sandberg / Snøhetta / Wallpaper*

Snøhetta’nın Oslo’daki élan coffee barı, tarihî Sjøfartsbygningen yapısındaki eski showroom’u kamusal bir kahve deneyimine dönüştürüyor. Nordic Neo-Baroque kabuk ile çağdaş iç mekân arasında kurulan ilişki, binanın kavisli tuğlası, oksitlenmiş bakırı ve yivli taş kolonlarını içerideki yeni formlarla karşılaştırıyor.

Dairesel meşe servis adası, barista ile misafiri klasik doğrusal tezgâhın iki tarafına ayırmıyor; hazırlama ritüelini ortak bir merkeze taşıyor. Isıl işlem görmüş mantar kahve telvesini çağrıştırırken koyu meşe, kahve çekirdeğinin tonlarını iç mekâna yayıyor. Snøhetta’nın Array modüler kanepesi ise sabit mimariye eşlik eden sakin bir oturma sistemi kuruyor.

Tavandaki turkuaz, halka biçimli hoparlör yerleştirmesi için hazırlanan özel ses manzarası farklı zonlarda değişiyor. Böylece koku, dokunma, servis hareketi ve ses tek bir marka deneyiminde birleşiyor; küçük bir kahve barının duyusal olarak ne kadar kapsamlı tasarlanabileceğini gösteriyor.

Barista ile misafiri ayıran klasik tezgâh yerine etkileşimi görünür kılan sosyal bir odak ve özgün bir ses atmosferi kuruluyor.

Kaynak: Wallpaper*
05

Kültür / Akustik

Akustik, salon mimarisinin görünmeyen formu

Music and Architecture in Harmony monografisi, 1672–2022 arasında Avrupa’daki 90 opera ve konser salonunu mimari biçim, performans kültürü ve akustik teknoloji üzerinden inceliyor.

Music and Architecture in Harmony kitabı ve konser salonları
Fotoğraf: ORO Editions / Wallpaper*

Michael Webb ve Thomas Aujero Small’un Music and Architecture in Harmony kitabı, Avrupa’nın opera ve konser salonlarını 350 yıllık bir zaman çizgisinde inceliyor. Yüksek Barok’un yaldızlı salonlarından Brutalist yapılara, Elbphilharmonie ve Oslo Opera House gibi çağdaş örneklere uzanan 90 yapı aynı anlatıda buluşuyor.

Yaklaşık 200 görsel; sahne biçimi, seyirci yerleşimi, dolaşım, malzeme ve temsil kültürünün zaman içinde nasıl değiştiğini gösteriyor. Akustisyen Yasuhisa Toyota ile yapılan görüşmeler de sesin yayılımı ile salon geometrisi arasındaki teknik ilişkiyi mimari tarihin merkezine yerleştiriyor.

İç mekân açısından kitap önemli bir hatırlatma yapıyor: atmosfer sadece görülen yüzeylerin toplamı değil. Sesin yakınlığı, yankı süresi, koltuk yerleşimi ve sahneyle kurulan mesafe; kullanıcının mekânı algılama biçimini doğrudan belirleyen görünmez tasarım kararları.

Mekânın başarısı yalnız görünen kabukta değil; sesin dağılımı, dinleyici yakınlığı ve performans ritüeli arasındaki görünmez ilişkide yatıyor.

Kaynak: Wallpaper*