Bugünün seçkisi; London Design Festival aydınlatma gündemi, erişilebilir mobilya, workplace pod kimliği, Vienna Secession etkili konut dili ve kauçuk aydınlatma üzerinden beş kaynaklı tasarım okuması sunuyor.
Fotoğraf: Wallpaper* / Studio Waldemeyer image reference
London Design Festival 2026’nın aydınlatma seçkisi, ışığın artık yalnız teknik veya dekoratif bir armatür meselesi olmadığını gösteriyor. Wallpaper* seçkisinde Bocci x Bethan Laura Wood, Lee Broom, Faye Toogood, Tom Dixon, Studio Waldemeyer, Made x Barbican ve Raw Edges gibi farklı tasarım dilleri aynı gündemde buluşuyor.
Bu çeşitlilik, iç mekân tasarımında aydınlatmanın ürün seçiminden çok deneyim kurgusuna dönüştüğünü gösteriyor. Taşınabilir ışıklar, mimari ölçekli cam strüktürler, kâğıt fenerler, elektronik mumlar ve brutalist referanslı parçalar; ışığın farklı kullanım ritimlerine göre çoğaldığını anlatıyor.
İçmimarlık açısından en güçlü çıkarım şu: iyi aydınlatma artık tavanda seçilen bir obje değil, mekânın hafızasını kuran bir sahneleme dili. Bir otelde, mağazada ya da konutta ışık; dolaşımı, odak noktasını ve fotoğraflanabilir atmosferi birlikte belirliyor.
02
Mobilya
Erişilebilir mobilya, lüks konut diline daha doğal giriyor
Fotoğraf: Christopher Coe / Design Milk
AWEchair, erişilebilir mobilya kategorisindeki en görünür sorunu daha rafine bir yerden ele alıyor: hareket desteği sunan ürünlerin çoğu, tasarlanmış bir evin içinde medikal ekipman gibi duruyor. Bu model, klasik club chair oranları, deri yüzeyler ve gizlenen lift mekanizmasıyla bu algıyı kırmayı hedefliyor.
Ürün geliştirme sürecinde mühendislik, ergonomi, ortopedi ve gerontoloji bilgisinin birlikte çalışması önemli. Böylece hareket desteği sonradan eklenen bir aparat değil, mobilyanın baştan düşünülmüş temel işlevlerinden biri haline geliyor.
Lüks konut, senior living, butik otel ve uzun konaklama projeleri için bu yaklaşım değerli. Konfor, bağımsızlık ve estetik bütünlük aynı ürün dilinde buluştuğunda erişilebilirlik mekânın kalitesini düşüren değil, kalitesini artıran bir karar haline gelebiliyor.
03
Workplace
Ofis pod’u, ürün kataloğundan gündelik çalışma sahnesine geçiyor
Fotoğraf: ROOM / Design Milk
ROOM’un yeni marka kimliği, workplace tasarımında ürünün kendisini değil, ürün etrafında oluşan gündelik sahneleri merkeze alıyor. Marka, ilk akustik telefon kabininden daha geniş bir esnek mimari ve mobilya sistemine doğru evrildiğini bu yeni görsel dille anlatıyor.
Kampanya, pod ve kabinleri steril ofis fonunda göstermek yerine insanların çalışma, konuşma, bekleme ve yalnız kalma anlarını öne çıkarıyor. Bu tercih, açık ofiste mahremiyet meselesinin yalnız akustik performansla değil, psikolojik rahatlık ve kullanım senaryosuyla ilişkili olduğunu hatırlatıyor.
İç mekân projelerinde bu düşünce özellikle önemli. Workplace pod’ları katalog objesi gibi yerleştirmek yerine, ofisin sosyal haritasını düzenleyen küçük mimari duraklar gibi ele almak daha güçlü bir deneyim yaratıyor.
04
Konut
Tarihsel referans, çağdaş aile evinde daha yumuşak okunuyor
Fotoğraf: Vigo Jansons / Interior Design
Yana Molodykh’in Viyana’daki aile evi, tarihsel referansın çağdaş iç mekâna nasıl dengeli taşınabileceğini gösteriyor. Art Nouveau ve Vienna Secession etkisi, yüzeylere doğrudan motif olarak basılmak yerine kavisli formlar, akışkan çizgiler ve özel üretim detaylarla yeniden yorumlanıyor.
Mutfakta White Tiger quartzite, cam ve pirinç detaylar daha rafine bir odak oluştururken; giriş depolamaları, çalışma alanı ve oturma bölümleri özel mobilyalarla tek bir bütünün parçaları gibi çözülüyor. Projede işlev, estetik jestlerin arkasında kaybolmuyor.
Bu evin içmimarlık açısından değeri, geçmişi bugüne taşırken “dönem dekoru”na düşmemesi. Malzeme sürekliliği, renk dengesi ve yumuşak geçişler sayesinde tarihsel atmosfer bugünün aile yaşamıyla birlikte çalışıyor.
05
Malzeme
Kauçuk, aydınlatmayı daha esnek ve deneysel hale getiriyor
Fotoğraf: Arseni Khamsin / Interior Design
Atelier Fomenta’nın Rubber lamps serisi, aydınlatma tasarımında beklenen malzeme repertuvarını bozuyor. Doğal kauçuk ve sentetik neopren tabakalar, alüminyum perçinlerle birleşerek iç taşıyıcı olmadan yükselen hollow tubular bir ışık objesine dönüşüyor.
Tasarımın çıkış noktası, kauçuk tabakaların endüstride rulo halinde bulunma biçimi. Bu üretim belleği saklanmıyor; tam tersine lambanın formunda ve malzeme davranışında görünür hale geliyor.
Sonuç, pürüzsüz ve kusursuz armatür estetiğinden daha deneysel bir noktaya gidiyor. Kauçuk; ışığı taşıyan, formu belirleyen ve mekâna hafif punk bir gerilim katan aktif bir malzemeye dönüşüyor.