Bugün
İç Mekanda
5 Sinyal

Bugünün seçkisi; fiber tekstilin mobilya yüzeyine etkisi, Vietnam’da regenerative wellness lodge yaklaşımı, Canary Wharf’ta 60’lar esintili otel dili, mizah ve göç hafızası taşıyan mobilya koleksiyonu ve halı-mobilya ilişkisinin yeniden kurulması üzerine beş kaynaklı okuma sunuyor.

01
Tekstil

Fiber, mobilya yüzeyinde daha sezgisel bir dile dönüşüyor

Liam Lee HBF Textiles Paint By Numbers koleksiyonunda renkli dokulu tekstil yüzeyleri
Fotoğraf: Pippa Drummond / Hospitality Design

Liam Lee’nin HBF Textiles için hazırladığı Paint By Numbers koleksiyonu, tekstili yalnız yüzey kaplaması olarak değil, iç mekânın duygusal ve kompozisyonel altyapısı olarak ele alıyor. Hospitality Design’ın aktardığına göre Lee’nin pratiği yün heykeller, biomorphic mobilya formları ve renkli, bitkisel çağrışımlı yüzeyler üzerinden gelişiyor.

Lee’nin needle felting yaklaşımında form, baştan kesinleşmiş bir çizimden çok malzemenin sürekli eklenmesiyle büyüyor. Bu yüzden koleksiyondaki desenler ve renk kararları da sabit bir dekoratif motif gibi değil, tasarımcının mekân içinde parça parça kurabileceği puzzle elemanları gibi okunuyor.

Paint By Numbers çizgisi dört ayrı pattern ve canlı colorway sistemiyle contract ölçekte kullanılabilecek bir tekstil dili öneriyor. İç mekân açısından değerli tarafı, kumaşın koltuk üzerinde pasif bir final katmanı olmaktan çıkıp atmosfer, ritim ve yön duygusu kuran tasarım kararına dönüşmesi.

02
Wellness

Wellness retreat, manzarayı değil ekosistemi tasarlıyor

Auko Vietnam eco wellness lodge içinde bambu, ahşap ve doğal peyzaj ilişkisi
Fotoğraf: Auko / Hospitality Design

Vietnam’daki Auko eco-wellness lodge, klasik resort lüksünü parıltılı yüzeylerden uzaklaştırıp topoğrafya, su, yerel malzeme ve beden deneyimi üzerine kuruyor. Hospitality Design’a göre proje Phong Nha-Ke Bang UNESCO World Heritage Site içinde, Son River boyunca 30 lodge’dan oluşan bir geri çekilme alanı olarak geliştirildi.

Tasarım kararlarında iklim ve mevsimsel su hareketi belirleyici oluyor. Elevated bamboo bridges, flood seviyelerini dikkate alan glamping yapıları, ventilated reclaimed timber platformlar, rainwater harvesting ve greywater reuse gibi kararlar; projenin yalnız manzara tüketmediğini, bulunduğu ekosistemle birlikte çalışmaya çalıştığını gösteriyor.

İç mekân tarafında bambu, reclaimed boat timber ve yerel / geri kazanılmış malzemeler lüksü daha sessiz bir dile taşıyor. Wellness programı da yalnız spa odalarıyla sınırlı değil; Cham pratiklerinden beslenen hareket, meditasyon, sound healing, forest deck ve limestone manzaralı cold plunge deneyimleriyle mekânın kullanım ritmini belirliyor.

03
Hospitality

Otel iç mekânı, 60’lar sinema seti gibi kurgulanıyor

Locke London Canary Wharf iç mekânında 60lar esintili lounge ve derin renk paleti
Fotoğraf: Milo Hutchings / Hospitality Design

Locke London Canary Wharf, otel iç mekânında “cinematic everyday” fikrinin ne kadar güçlü çalışabileceğini gösteriyor. Holloway Li, Canary Wharf’ın kurumsal bölgeden daha lifestyle odaklı bir mahalleye dönüşmesini 60’lar iş kültürü, Mad Men referansları ve retro-fütüristik detaylarla yorumluyor.

Ground floor; lounge, library, deli café ve bar arasında akan bir set düzeni gibi çalışıyor. Burgundy ve deep green tonları, angular columns, feature joinery, chrome detaylar, folded stainless steel ve blue lacquer’dan oluşan DJ booth gibi kararlar oteli yalnız konaklama alanı değil, sosyal sahne olarak kuruyor.

279 guestroom’da oversized sofa pit kullanımı özellikle dikkat çekici. Don ve Megan Draper’ın Manhattan dairesinden referans alan bu fikir, odanın yalnız uyuma işlevine sıkışmamasını sağlıyor; misafirin çalıştığı, yayıldığı, sohbet ettiği ve kendi ritmini kurduğu daha konut hissi veren bir hospitality tipolojisi öneriyor.

04
Mobilya

Mobilya, gündelik mizah ve göç hafızasıyla karakter kazanıyor

Julio Torres ve Sabai mobilya koleksiyonunda folding screen ve playful iç mekân ürünleri
Fotoğraf: James Emmerman / Hospitality Design

Julio Torres ve Sabai’nin All Other Passports koleksiyonu, mobilyayı yalnız estetik obje olarak değil, göç, şehir hafızası ve gündelik mizah taşıyan karakterli bir iç mekân parçası olarak ele alıyor. Hospitality Design’ın aktardığına göre koleksiyon folding screen, Personal Items side table, oversized floor pillows ve Landing daybed gibi parçalardan oluşuyor.

Folding screen fikrinde JFK Airport’taki Harry Roseman imzalı Curtain Wall heykelinden gelen hafıza, eve taşınan daha sıcak ve kişisel bir objeye dönüşüyor. Yan sehpadaki mixed hardwood inlay çizimler ise anahtar, bozuk para ve günlük küçük eşyaların yarattığı apartman yüzeyi hissini sürreal bir desene çeviriyor.

Landing daybed’in arched stainless-steel base’i, pastel upholstery seçenekleri ve hareketli bolster’ları mobilyayı tek pozisyonlu bir ürün olmaktan çıkarıyor. Koleksiyonun güçlü tarafı, sürdürülebilir üretim fikrini ciddi ama ağır bir dille değil, esnek, rahat ve kişilikli bir ev atmosferiyle anlatması.

05
Sergi

Halı, mobilya için zemin değil diyalog alanı oluyor

Progressive Permanence sergisinde çağdaş mobilya ve arşiv halıları
Fotoğraf: Edward Rollitt / Wallpaper*

Max Radford Gallery ve Christopher Farr’ın Progressive Permanence sergisi, halıyı mobilyanın altında kalan zemin olmaktan çıkarıp oda içindeki ana diyalog yüzeyine dönüştürüyor. Wallpaper*’ın aktardığına göre sergi, London Design Festival kapsamında 15–20 Eylül arasında Christopher Farr’ın Shoreditch stüdyosunda gerçekleşiyor.

Kurgu, Lewis Kemmenoe, LS Gomma, Carsten in der Elst ve Tessa Silva gibi çağdaş tasarımcıların mobilyalarını; Louise Bourgeois, Gunta Stölzl, Gary Hume ve Romeo Gigli gibi isimlerin arşiv halılarıyla yan yana getiriyor. Bu eşleşmeler, dönemler arası stil benzerliği aramaktan çok malzeme, renk ve fikir gerilimi üzerinden kuruluyor.

İçmimarlık açısından en önemli ders şu: halı yalnız akustik, sıcaklık veya alan tanımlama aracı değil; mobilyayı konumlandıran, anlamını değiştiren ve odaya kültürel katman ekleyen bir editoryal yüzey olabilir. Bu yaklaşım, ürün seçimini “uyumlu parça” mantığından çıkarıp daha cesur kombinasyonlara açıyor.